Yorgun musun? Yoksa Tükenmiş misin?

Sayı : 15 / Mayıs 2013, Konu Başlığı : Şahsiyet Gelişimi

Gün içinde koşturup duruyoruz. Sabah yataktan kalktıktan sonra başlayan hengame, günün ilerleyen saatlerine kadar sürüyor.

Farkında olarak veya olmayarak kendimizi stres altına alabiliyoruz. Bedenimizin denge durumu değişiyor, sistemimiz alt üst olabiliyor. Gerçi kendimizi zorladığımız noktalar her anlamda bizi mutlak olarak stresle yüz yüze bırakmak zorunda değil, biliyorsunuz. Örneğin spor yapmak için gereğinden fazla zorluyorsak bedenimizi, güzel bir vücut olarak bize geri dönüyor. Veya kendimizi geliştirmek için çalışıp çabaladığımızda, bizi zorluyormuş gibi görünen bu uğraşılar, ileriki hayatımızda mutluluk/başarı olarak iç huzurumuzda yerini alıyor.

Siz ne düşünüyorsunuz bilmiyorum ama ben iyi anlamda zorlandığımızda yorulduğumuzu; kötü anlamda zorlandığımızda tükenmişlik yaşadığımızı gözlemliyorum. Çevreden anlatılanlar, kıymetli deneyimlerle dolu hayatlardan dinlediğim, özetle sizlerin paylaşımlarınızdan anladığım bu!

Yorgunluk, baş edebileceğimiz kadar zorlanmamız sonucu ortaya çıkıyor. Tükenmişlik sendromu ise, baş edemeyeceğimiz zorlanmalar sonucu kendisini gösteriyor. Demek ki asıl ayrıştırıcı nokta burası.

Gün içinde yaptığımız işlerimizin çokluğu, yoğunluğu; bizim bu işlerle baş etme kapasitemize veya o dönemdeki kaldırma gücümüze göre sonuç ortaya çıkarıyor. Diyelim ki bir hanımefendi yıllar boyunca çoluğuyla çocuğuyla gayet güzel ilgileniyor, işini gücünü yeterince yapıyor. Kendi sorumluluğunda olduğuna inandığı bu işleri senelerce idare ediyorsa, zaman içinde yoruluyor. Sadece yoruluyor… ama dinlendiğinde geçiyor tüm yorgunluğu.

Aynı bayan zaman içinde yaşadığı olumsuz olayların etkisiyle duygusal olarak çöküntü yaşamaya başlamışsa, gün içinde yaptığı işler onu gereğinden fazla zorlamaya başlayabiliyor. Yıllar boyu baş ettiği günlük işlerinin altından kalkmakta zorlanıyor. Derken yine yoruluyor… yoruluyor… uyuyor, dinlenmeye çalışıyor… nafile! Yorgunluk bir türlü geçmiyor…

Bir kendisine bakıyor… bir eskiden yaptığı işlere bakıyor… niçin eskisi gibi yetiştiremediğini anlamlandıramıyor… kafası karışıyor… üst üste yaşadığı olumsuz olayların etkisiyle zaten morali bozuktu… derken zamanla hiçbir şeye yetemediğini düşünmeye başlıyor. Tükenmişlik duyguları geliştiriyor.

Sıradan görünen, uzanıp dinlenince atlatılan günlük yorgunluk, tükenmişliğe dönüyor.

Tükenmişlik sendromu; sıklıkla yaşanılan iş veya ilişkilerden kaynaklanan duygusal tükenme durumudur. Sendromun birinci boyutu olan duygusal tükenme, bireylerin işlerinde yorulmalarını ve yıpranmalarını ifâde etmektedir. Bu durum, çalışanların yorgunluk ve duygusal yönden kendilerini aşırı yıpranmış hissetmelerindeki artış olarak târif edilmiştir. Tükenmişlik sendromunun başlangıç merkezi olan duygusal tükenme, duygusal yönden yoğun çalışma temposunda olan kişilerin kendisini zorlaması ve diğer insanların duygusal talepleri altında ezilmesi karşısında bir tepki olarak ortaya çıkmaktadır. Duygusal tükenme yaşayan kişi, insanlara yardım ederken, kendisinden istenen psikolojik ve duygusal taleplerin aşırılığı yüzünden enerji eksikliği ve duygusal kaynakların bittiği duygusuna kapılmaktadır.

Tükenmişlik sendromu yaşayan kişiler zaman içinde başkalarına karşı alaycı ve olumsuz tavırlar gösterirler. Duyarsızlaşma başlar. Yani kişi sorumlu olduğu eş, çocuk, aile ve iş arkadaşlarına karşı mesafeli/soğuk davranmaya başlar. Alaycı olunması ilginç bir nokta çünkü kendi içindeki yetememe/tükenmiş hissetme duygularıyla baş etmek için, başkalarına karşı alaycı davranır. Yetersizlik duyguları artmaya başladıkça suçluluk duygusu gelişir. Günlük iş motivasyonu düşer. İster ev işi olsun ister çalışma hayatı, zamanla gerilemeye başlar.

Çarpıntı, ağız kuruluğu, ağlama nöbetleri, kaçma isteği, dikkat dağınıklığı, bitkinleşme halleri, gergin ruh hali, gerçekçi olmayan baş dönmesi halleri, duygusal tutarsızlık, adale ağrıları, ishal, kabız, uyku sorunları, mide şikayetleri…vb gibi pek çok olumsuzluk bu tükenmişlik duygusuna eşlik edebilir.

Tükenmişlik sendromuna yakalanmamanın en iyi yolu, günlük işlerimiz bizi zorlamaya başladığında ya iş yükümüzü azaltmak ya da işlerimizin yoğunluğuna ayak uydurabilecek ruhsal gücü bulmaya çalışmak.
Aslında prensip kolay;

1- İşleriniz fazlaysa, işlerinizin önemli olanlarını değil, acil olanlarını yapmaya çalışın. Biliyorum yaptığınız işlerin hepsi önemli! Onun için, önemli diye düşünmek yerine, en acilen halledilmesi gereken işlerinize öncelik vermeye gayret edin. Böylece günlük iş yükünüzü hafifletmiş olursunuz.

2- Ruhsal hayatınızın inişleri çıkışları olabilir. Duygusal olarak yoğunluk yaşayıp zayıf olduğunuzu düşündüğünüz zamanlara fazla iş yerleştirmeyin. Psikolojinizin kaldırabileceği kadar iş yapın. Hayatınızın her anını dolu dizgin çalışarak yaşamak zorunda değilsiniz. Zaman zaman herkesin rölantide kalması normaldir. Sorunlarınızı aştığınız, ruhsal olarak güçlü olduğunuz zamanlarda daha yoğun çalışma temposuna girebilirsiniz nasılsa.

Kendinizi yenilemekte zorlandığınızda mutlaka profesyonel yardım alın.

Hayat sizin… Yol sizin yolunuz… Bazen dikenli bazen taşlı… Ama emin olun ki genellikle çiçek bahçesi manzaralı… Önemli olan doğru izi takip edebilmek, doğru tabelaların gösterdiği yönde ilerlemek…

Gücümüz azalır gibi olduğunu hepimiz hissederiz. İşte o anlarda kendimize karşı insaflı olmayı unutmamalıyız…

Sevgiler…


Sayı : 15
Büyük Kapak