Zilhicce Ayı ve Fazileti

Sayı : 55 / Eylül 2016, Konu Başlığı : Kutlu Mevsim

Zilhicce ayı, Müslümanlar için muhterem aylardandır. Zilkade, Zilhicce ve Muharrem ayları insanların mukaddes beldelere doğru yola çıktığı ve memleketlerine döndüğü aylardır. Bu aylarda ve ilave olarak Recep ayında savaşmak haramdır.

Yine Eylül ayının 3’ü itibarıyla kavuşacağımız Zilhicce ayı boyunca, “Allah'ın haremi” olan mukaddes topraklar beyaz günlere boyanacak. Gruplar halinde insanlar mikat mahallerinden itibaren, Allah'ın huzuruna kefene benzer oraya dikişsiz beyaz kumaşlara bürünmüş olarak girecek. Dili, teni, rengi farklı ama imanı bir olan kullar, sel gibi akarak Rabbinin evine misafir olmaya koşacak.

Sadece Allah için varacaklar o taşları güneşin altında yanıp kavrulan diyara. Rablerinin davetine uyarak, kendilerine verilecek müjdelere koşacaklar.

Allah-u Zülcelal kullarını bir ayet-i kerimede hacca davet ediyor:

“(Ey Habibim!) İnsanlara haccı ilân et (onları hacca çağır). Gerek yaya olarak ve gerekse uzak yolları aşarak yorgun develer üzerinde sana gelsinler. Gelsinler ki, kendilerine ait birtakım menfaatlere şahit olsunlar.” (Hac, 27)

Haccın en önemli ibadetlerinden biri Kabe’yi tavaf etmek. Kabe, yeryüzünde Allah’a ibadet etmek için kurulmuş ilk mescid, Allah'ın evi ve kullarına verdiği buluşma adresi.

“Lebbeyk, lebbeyk” diye diye… “Buyur Yarabbi, emret. İşte geldim emrindeyim!” diye diye koşacağımız buluşma adresimiz… Kulları orada buluşur, mekandan münezzeh olan; şarkın ve garbın; göklerin ve yerin sahibi olan Rableriyle.

O diyar, hürmetin işaretleriyle dolu; “Meş’ar’il-Haram” Yani, hürmet gösterilsin diye konulmuş işaret yerleri. Oraya gösterilen hürmeti kendisine gösterilen hürmet saymış Rabbimiz. Oraya ziyarete gelenlerin sınırlardan geçer geçmez hürmetle geçmesini istemiş.

Bu yüzden ihrama girdiğiniz andan itibaren “rafes, füsuk ve cidal yok!” Nedir bunlar, hayasızlık, saygısızlık ve taşkınlık diye özetleyebileceğimiz edepsizlikler.

İhrama bürünmek bir edeb dersinin talimine vesile. Ziyaretine koştuğun zatın hürmetine, her türlü edebe aykırı halden sakınmak, saygılı ve edepli olmak demek…

İnsanın kendi tırnağını bile kesemeyeceği günler bu günler. Bu günlerde müminlerin eline diline sadece Rabbi hükmeder. Müslümanlar burada tıpkı kabre giren cenazeler gibidir, sevdiklerinden uzakta, yoksulsun, garip, kimsesiz… İşte Arafat vakfesinde gelmiş geçmiş bütün günahlarına tevbe ederken bu ruh hali içindedirler.

Arefe günü

11 Eylül Pazar günü, Zilhicce ayının 9. Günü yani Arefe günüdür. O gün hac için Mekke’de toplanmış Müslümanlar Arafat’ta vakfeye dururlar.

Hz. Âdem ile Havva’nın yeryüzüne indirildikten sonra bir araya geldikleri yer olan Cebel-i Rahme tepesi ve etrafındaki alan; haccın yerine gelmesi için mutlaka vakfeye durulması gereken yerdir. Hacılar Arefe günü, Arafat'ta bulundukları sürece ibadetle meşgul olur, telbiye, tekbir, tehlil, salavât getirip, istiğfar ederler. Hem kendileri hem bütün müminler için dua ederler. Dünyanın diğer yerindeki Müslümanlar da bu vakitleri gafletle geçirmeyip onların dualarına iştirak ederlerse bu çok güzel olur.

Arefe günü oruç tutmak faziletli görülmüştür:

“Arefe günü tutulacak orucun önceki ve sonraki senenin günahlarına kefaret olacağını Allah’tan ümit ediyorum.” (Tirmizî, Savm, 46 (749); İbn Mâce, Sıyâm, 40)

Tutabilenler, Zilhicce ayının ilk dokuz gününü oruçlu geçirebilirler.

Teşrik Tekbirleri

Müslümanların hac için mukaddes beldelerde toplandıkları bu günlerde, hem oradaki Müslümanlar hem de onlara iştirak etmek için dünyanın her yerindeki Müslümanlar farz namazlardan sonra tekbir getirirler. Buna teşrik tekbirleri denir.

Hanefî mezhebine göre, teşrik tekbirleri Arefe Günü sabah vaktinde başlar ve bayram günü ikindi vaktine kadar devam eder.

Teşrik Tekbirinin Lafzı

Hanefî mezhebine göre, teşrik tekbirin lafzı ikişer ikişer olmak üzere şöyledir:

“Allah-u ekber, Allah-u ekber, La ilahe illallahu vallahu ekber, Allahu ekber ve lillahi’l-hamd.’’

Şafiî mezhebine göre, Hacılar, bayramın birinci günü öğlen namazından itibaren tekbir almaya başlar ve bayramın son günü sabah namazında buna son verirler.

Hacıların dışındakilerin ise Arefe Gününün sabahından son gününün ikindisine kadar teşrik tekbirleri getirmek sünnettir.

Şafiî mezhebine göre, teşrik tekbirlerinin sözleri hafif değişikle şöyledir:

“Allahu ekber, Allahu ekber, Allahu ekber, La ilahe illallahu vallahu ekber, Allahu ekber ve lillahi’l-hamd.”

Şafiî mezhebine göre, üçüncü tekbirden sonra “Allahu ekber kebira, vel hamdü lillahi kesira ve subhanallahi bükraten ve esıla” sözlerini de ilave etmek müstehaptır.

Kurban Kesmenin Fazileti

12 Eylül günü Kurban Bayramına kavuşacağız. Kurban; yakınlık, yakınlaşmak demektir. Allah'a yaklaştıran bir ibadet işlemek niyetiyle, Peygamberimizin sünnetine uyarak yerine getirdiğimiz bir görevdir.

Allah-u Teâlâ emrimize verdiği nimetlerden bir kısmını O’nun rızasını arayarak feda etmemizi istemektedir. Bu fedakârlık nimeti verene şükretmek, Onun üzerimizdeki hakkını tanımak ve emrine itaat etmek manasına gelir.

Kurban kesmek, Hz. İbrahim ve Hz. İsmail aleyhimüsselamın teslimiyetlerinin güzel bir hatırasıdır. Kestiği kurbanla insan, onların teslimiyetinin hatırasını tazeler. Gerekirse onlar gibi, canını, malını ve en sevdiğini Allah için feda edebileceğini ifade eder.

Her nimetin bir şükrü vardır. Ömür nimetinin şükrü ömrümüz devam ettiği sürece her gün beş vakit namazımızı kılmaktır. Sağlıklı olmanın şükrü oruç tutmaktır. Malın şükrü de zekât, fitre vermek ve kurban kesmek gibi mali ibadetlerle malımızın bir kısmını yoksulla paylaşmaktır.

Bir Müslüman “Kurban kes,” emrini ne kadar içtenlikle ve güzelce yerine getirirse o kurbanla Allah'a o kadar yaklaşmış oluyor. Bu sebeple Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor; “Âdemoğlu Kurban bayramı günü kan akıtmaktan başka Allah’a daha sevimli bir amel yapamaz. O, kıyamet gününde kurbanın boynuzu, tırnakları, tüyleri ile gelir. Kurbanın kanı yere düşmeden Allah katındaki yerine varır. Öyle ise gönül hoşluğuyla güzelinden kesin.” (İbn-i Mace, Edahi, 3126)

Kurban, Kurban bayramı günü, koyun, keçi, sığır ve deve gibi kurbanlık olabilen hayvanlardan dilediğini ibadet niyetiyle kesmektir. Kurban kesmek Kur'ân-i Kerim'de "O halde Rabb'in için namaz kil ve kurban kes" (Kevser,2) âyetiyle emredilmiştir.

Kurban ibadeti, Allah-u Zülcelal’in Peygamberimize ve dolayısıyla ümmetine nasip ettiği nimetlerin bir şükrüdür. Enes radıyallahu anhudan gelen bir rivayet şöyledir: “Resulullah bir keresinde, hafif bir uykuya yattı. Sonra uykudan kalktı, tebessüm ederek başını kaldırdı. Soruldu: ‘Ya Rasulallah, sizi gülümseten nedir?’ Şöyle buyurdu: ‘Az önce bana bir sure geldi.’ Bundan sonra bize, Kevser suresini okudu:

“Sana Kevser'i karşılıksız verdik. O halde, Rabbin için namaz kıl ve kurban kes. Sana buğz eden var ya işte soyu kesik onun ta kendisidir.” (Kevser; 1-3)

Kevser, sözlükte çok, arkası kesilmeyen manasına geldiği gibi, Peygamberimize ahiret günü verilecek olan Kevser ırmağı veya havuzunun da adıdır. O gün Peygamberimizin yolundan ayrılmayanlar havuzunun başında toplanıp, Kevser suyundan içecekler ve bir daha hiç susamayacaklar.

Kevser havuzu Peygamberimizin bize getirdiği hidayet ve bağışlanma nimetinin ahiretteki karşılığı gibidir. Bu dünyada Peygamberimize verilen hidayete uyup bu nimete güzelce şükredenler ahirette Kevser havuzuyla mükâfatlandırılacaklar. Kevser havuzundan içmek demek, ahiret meşakkatleri kolay geçecek, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin yardımı ve şefaati hep yanında olacak demektir.

Rabbimiz, bu müjdeyi verdiği zaman hem Habibine hem de onun şahsında bütün ümmetine, “Namaz kıl ve kurban kes” diye emrediyor. Bu emirle müjdeli anlaşmayı tasdik ediyor. Müjdeyi kabul edenler, hemen o mükâfata talip olduklarını ispat etmek için emri yerine getirmeye koşuyorlar.

Kurban ibadeti Rabbimizin ilk Peygamber Hz. Âdem’le başlayan ve kıyamete kadar sürecek olan insanlığa emrettiği ibadetlerdendir. Kur’an-ı Kerim’de insanlığın evveli olan Hz. Âdem’in iki oğlunun kurban takdim ettiklerinden bahsedilmektedir.

Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem de hicretin ikinci yılından itibaren her yıl kurban kesmiştir. Ayrıca Peygamberimiz:

"Hâli vakti yerinde olduğu halde kurban kesmeyen kişi bizim musallâmıza (mescidimize) yaklaşmasın!"(Ibn Mâce, Edâhi, 2) buyurarak bu ibadetin ehemmiyetini vurgulamıştır.

Bütün ibadetler gibi kurban ibadetinin de asıl amacı öncelikle Allah'ın emrine itaat etmek, ona şükretmek, kulluğunu, teslimiyetini ve muhabbetini ifade etmektir.

Bir ibadetin hiçbir dünyevi hikmeti ve faydası olmasa bile Allah'ın emri olması onu yapmamız için yeterlidir. Rabbimiz Peygamber efendimize şöyle dua etmesini bildirmektedir:

“Deki: Şüphesiz benim namazım, kurbanım, hayatım ve ölümüm hepsi Âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (En’am 162)

Buradan anlıyoruz ki, bütün ibadetler evvela Allah'ı tazim etmek için, onun emrine itaatini ifade etmek için bir vesiledir.

Bütün ibadetlerde asıl niyet Allah'ın rızasını kazanmaktır. Müminler ibadetlerini yerine getirirken onları Allah'a yaklaştırıcı bir vesile olarak görürler. Kurban ibadeti, hem malını Allah yolunda harcamak, hem de ölümü tefekkür ettirerek Allah'a dönüşü hatırlatmak bakımından Allah'a yakınlaştıran bir ibadettir.

Peygamberimiz Kurbanını Kendi Keserdi

Peygamber Efendimiz kurban kesmenin Allah'a şükretmenin, kulluğunu ve itaatini ifade etmenin bir gereği olduğunu göstermek için kendi kurbanını kendisi keserdi.

Peygamber efendimiz Kurban bayramı sabahı ashabına şöyle buyurmuştu:

“Bu günümüzde bizim için ilk yapılacak şey namaz kılmaktır. Ondan sonra evlerimize dönüp kurban kesmek olacaktır. Her kim (böyle) yaparsa sünnetimize uygun iş görmüş olur.” (Tecrid-i Sarih, 515)

Enes b. Mâlik radıyallahu anhu şöyle demiştir:

“Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem boynuzlu, alaca renkli iki koçu kendi eliyle keserek kurban etti. Besmele çekti, tekbir aldı ve keserken ayağını koçların sağ yanı üzerine koydu.” (Buhârî, Edâhî: 7; Müslim, Edâhî, 3)

Bir insan kurban keseceği zaman bunu Allah'ın rızasını kazanmak niyetiyle yapmalıdır. Bir ayet-i kerimede kurban ibadetini yerine getirirken asıl kalplerdeki takvanın Allah'a ulaşacağı bildirilmiştir:

“Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat ona sizin takvanız (Allah’a karşı gelmekten sakınmanız) ulaşır. Böylece onları sizin hizmetinize verdi ki, size doğru yolu gösterdiğinden dolayı Allah’ı büyük tanıyasınız. İyilik edenleri müjdele.” (Hacc, 37)

Kurban ibadetinin de hem kişinin kendisi açısından hem de toplum hayatı açısından birçok hikmetleri vardır. Kurban ibadetinin bir hikmeti, et gibi kıymetli bir gıdanın bollaşması, ev halkının bolluğu tadarak şükretmesi ve fakir fukaraya bol bol et dağıtılmasına imkân sağlamasıdır. Alimler, kurban etinin üçte birinin aile halkıyla yenmesi, üçte birinin akraba, konu komşuya ikram edilmesi, üçte birinin fakirlere dağıtılmasını tavsiye etmiştir.

Kurban ibadetinin birçok hikmeti vardır. Eğer Müslüman’a yakışır surette ifa edilirse güzellikleri ortaya çıkacak ve İslam’ı en güzel bir şekilde temsil etmemize vesile olacaktır, inşaallah.

Sayı : 55
Büyük Kapak